Dekanımızın 70. Yıl Etkinliklerindeki Hitapları

Sayın Cumhurbaşkanım, Muhterem Hocalarım, Sevgili Öğrenciler, Saygıdeğer Konuklar,

Cumhuriyetimizin ilk Üniversitesi olan Ankara Üniversitesi’ne bağlı ülkemizin ilk İlahiyat Fakültesi’nin, Ankara İlahiyat Fakültesi’nin kuruluşunun 70. Yılı etkinlikleri açılış programına hoş geldiniz diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Ülkemizde ilahiyat öğretiminin başlangıcı üzerinden bir asrı aşan bir süre geçmiş bulunuyor. 20. Yüzyılın başında İstanbul’da kurulan Dârulfünûn’un beş şubesinden birisi olarak 1912 yılında açılan “ulûm-i şer’iyye” şubesi, İlahiyat Fakültesi’nin ilk nüvesi sayılabilir. Dönemin Maârif Nâzırı Emrullah Efendi’nin plan ve programını yaptığı bu şubede okutulan dersler, bugün halen yüksek din öğretimi müfredâtının ana yapısını oluşturmaya devam etmektedir. 1919 yılında Dârulfünûn bünyesinden çıkartılan bu şube, 1924 yılında bazı mebusların teklifiyle Dârulfünûn kanununa “İlahiyat Fakültesi” olarak eklenmiş ve İlahiyât için “fakülte” tabiri ilk defa burada kullanılmıştır. Bu tarihten itibaren dokuz sene açık kalan İlahiyat Fakültesi, 1933 yılında Dârulfünûn’un lağvedilerek İstanbul Üniversitesinin kurulmasıyla birlikte kapatılmış ve o tarihten 1949 yılına gelinceye kadar ülkemiz resmi din eğitim ve öğretimi açısından adeta bir fetret dönemi yaşamıştır. Her düzeyde din eğitim ve öğretiminin devlet gözetiminde bile rahatça yapılamadığı bu dönem, “cenazeleri usûlüne uygun kaldıracak din adamı bile bulunamadığı” söylemiyle hatırlanmaktadır. Nihayet toplumun bu ve benzeri dînî konularda ihtiyaçları ve giderek artan sorunları karşısında, Şemseddin Günaltay’ın Başbakanlığı ve Tahsin Banguoğlu’nun Maarif Vekilliği döneminde, hükümetin getirdiği bir tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek 4 Haziran 1949 tarihinde, Ankara Üniversitesine bağlı bir İlahiyat Fakültesi kurulması kabul edilmiştir. Fakültenin kuruluş gerekçesinde “Din meselelerinin sağlam ve ilmî esaslara göre incelenmesini mümkün kılmak, meslekî bilgisi kuvvetli ve düşünüşünde ihâtalı din adamlarının yetişebilmesi için lüzumlu şartları sağlamak maksadıyla, memleketimizde garpteki örneklerine benzer bir İlahiyat Fakültesinin kurulması…” ifadeleri yer alıyordu.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Kuruluşundan 20 yıl sonra, Fakültemizin Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi Temel İslam Bilimleri kürsülerinin kurucu hocası olan Bosnalı âlim Prof. Dr. Muhammed Tayyib Okiç, İlahiyat Fakültesi’nin açılışının Batı Dünyasında ki yansımasına işaretle şunları söyler: “ Türkiye’de dînî tedrisatın uzun bir fetretten sonra tekrar başlaması Garb Hristiyan âleminde tereddüt ve endişe ile karşılanmıştır. Tereddütleri, Türklerin böyle ciddi bir işi başarı ile yürütemeyecekleri, hoca temin etmede, Arapça meselesini halletmede başarısızlığa uğrayacakları düşüncesinden ileri geliyordu. Endişeleri ise, böyle bir teşebbüsün, gittikçe şiddetlenen misyonerlik faaliyetlerine sed çekeceği fikrinden doğuyordu. Bu fuzuli alakalardan biraz müteessir olmakla beraber, yine de onların bu menfi tavırları bizlerin çalışmalarına hız verdi, ümitlerini boşa çıkarmaya daha fazla gayret ettik. Yirmi senelik faaliyetlerimizin şu huzur verici tablosu, menfi düşüncelere en susturucu cevap, en vakur mukabeledir.”

Sayın Cumhurbaşkanım,

70.yılımızı idrak ettiğimiz bugün merhum hocamızın 20. yılda ulaştıklarını söylediği huzur ve özgüvene fazlasıyla sahip olarak onların açtığı ilim yolunda emin adımlarla geleceğe ilerliyoruz. Yetiştirdiği yüzlerce akademisyeni, mezun ettiği on bini aşkın öğrencisi, 67 yıldır kesintisiz çıkan ülkemizin en uzun soluklu İlahiyat Dergisi, akademisyenlerinin ürettikleri yüzlerce ilmî kitap, makale ve sempozyum bildirileri, başta Diyanet ve Milli Eğitim alanında olmak üzere kamu kesiminde görev yapan binlerce mensubuyla Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Cumhuriyetimizin yüz akı, ülkemizin ve milletimizin gurur ve iftihar kaynağıdır. Alanında ilk olmanın bazı dezavantajlarını yaşasa da Fakültemiz, duayen hocalarının yetiştirdiği öğrencilerinin Fakülte kadrolarına geçmeleriyle, başta Yüksek İslam Enstitüleri olmak üzere, daha sonra kurulan onlarca İlahiyat Fakültesine hoca temininde kaynak görevini üstlenmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Fakültemizin 70 yıllık tarihinde hatırlanması gereken bazı hususlara işaret etmek istiyorum. Daha dün denecek yakın bir geçmişe kadar, ülkemizin özgürlükler dosyasında kara bir leke olarak duran ve zatıâlinizin iradesiyle ortadan kaldırılan başörtüsü sorununda ilk sınavı başarıyla veren kurum Ankara İlahiyat Fakültesidir. 1968 yılında başörtüsüyle derse giren bir kız öğrencinin sınıftan çıkartılmasına ve ona destek veren iki erkek öğrenciyle birlikte okuldan atılmalarına tepki gösteren Fakülte öğrencileri iki ay süren bir boykot yapmışlardır. Bu olaydan dolayı Fakültemiz hakkında açılan soruşturma sonucunda, İlahiyat dışındaki bazı fakültelerin öğretim üyelerinden oluşan beş kişilik komisyon, İlahiyat Fakültesi’nin ya başka bir fakülteye bağlanmasını, ya da derslerinin diğer bir fakülteye nakledilerek kapatılmasını teklif etmişlerdir. Bunun üzerine 28 Mayıs 1969 tarihinde toplanan ve başta dekan olmak üzere öğretim üyelerinden oluşan İlahiyat Fakültesi Genel Kurulu, komisyon raporunun, ön yargılı, ilmî zihniyet ve objektiflikten uzak bir ithamnameden ibaret olduğunu ifade eden yedi maddelik bir karar alarak kamuoyuna duyurmuşlardır. Bu kararla birlikte basında dile getirilen bazı tepkiler üzerine fakültemiz, açılışından yirmi yıl sonra karşılaştığı bu sıkıntılı durumdan kıl payı kurtulabilmiştir. 

Sayın Cumhurbaşkanım,

Liselerde din derslerinin zorunlu olmasını sağlayan maddenin 1982 anayasasına girmesinde Fakültemizin oynadığı rolün de ayrıca zikredilmesi gerekir. Prof. Dr. Hüseyin Atay ve Prof. Dr. Beyza Bilgin hocalarımızın dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren’i bu konuda ikna çabaları, buna yakînen şahit olanların hafızasında hala tazeliğini korumaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bir asır önce Maarif Nâzırı Emrullah Efendinin temelini attığı ve ana yapısını oluşturduğu Ülkemizdeki İlahiyat programı, İslâmî İlimlerle bu ilimlerin daha iyi anlaşılmasına ve uygulanmasına yardımcı olacak sosyal ve beşerî ilimlerin birlikte öğretildiği bir müfredata sahip olması bakımından İslam Ülkeleri arasında biricik olma özelliğini hala korumaktadır. Günümüzde, geleneksel medrese eğitiminin biraz modernize edilmesiyle sadece dînî ilimlerin tahsil edildiği birçok İslam Ülkesi, bu tek boyutlu din eğitimi dolayısıyla birçok problemle yüz yüze kalmışlardır. Bu ülkelerde yürütülen daha çok ezbere dayalı din eğitimiyle dünyadaki baş döndürücü gelişmeleri takip edip anlayamayan, dolayısıyla İslam Dininin evrensel mesajını bugünün insanına doğru aktarıp güncel dînî soru ve sorunlara cevap üretemeyen öğrenciler, toplumdan dışlanmış olarak kendi dar dünyalarında çeşitli sapmalara ve aşırılıklara hazır hale gelmektedirler. Bu durumun farkında olan birçok İslam Ülkesi, Türkiye’nin 70 yıla yaklaşan, orta öğretim düzeyinde İmam-Hatip Okulları, Üniversite düzeyinde İlahiyat Fakülteleri tecrübesini ilgiyle ve gıptayla takip etmektedirler. Bugün İlahiyat ve İslâmî İlimler Fakülteleri, bir yandan geleneksel İslâmî İlimlerin öğretimini bilimsel standartlara uygun olarak yürütürken, diğer yandan bunların felsefî, sosyolojik ve psikolojik açılardan en iyi şekilde anlaşılması, yorumlanması ve uygulanmasını sağlayacak donanımı da öğrencilerine kazandırma gayreti içerisindedirler.

Sayın Cumhurbaşkanım,         

İlk fakülteden bugüne, çeşitli isimler altında açılan yüksek din öğretimi kurumlarımızın sayısı yüzü aşmış bulunmaktadır. Örgün öğretim yapan kurumlarımızın yanı sıra, açık öğretim ve uzaktan eğitim yoluyla verilen yüksek din öğretiminin öğrenci bulmakta zorluk çekmemesi, bu alanda yoğun bir ihtiyacın hala devam ettiğinin bir göstergesidir. Ancak, nicelik olarak ortaya çıkan bu hızlı gelişmenin nitelik olarak çok yavaş seyrettiğini ve bunun için yeterli önlemlerin alınmadığını söylemek te sorumluluğumuzun bir gereğidir. Üniversiteler, bilimsel düşünceyi temel alan, çalışmalarını ve araştırmalarını buna dayalı olarak özgürce yürüten evrensel kurumlardır. Bu bünye içerisinde yer alan yüksek din öğretimi kurumları da aynı yöntemle çalışmalarını sürdürürler. Dolayısıyla, öğretim üyelerinin farklı görüş ve kanaatlere sahip olmaları işin tabiatı gereğidir. Buradan hareketle görüşleri eleştirilebilecek kişilerin üzerinden bağlı oldukları kurumların da töhmet altına alınması, hatta haksız algı operasyonlarına tabi tutulması maalesef sık karşılaştığımız bir tutumdur. Bilimsel çalışmasını özgürce yürüten akademisyenin, toplumunun inanç ve değerleri konusunda duyarlı olması nasıl gerekliyse, farklı bilimsel görüşlerin yine bilimsel yöntemle eleştirilmesi de o derecede önemli ve gereklidir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

1949 yılının böyle bir sonbahar mevsiminde, Kasım ayının ilk haftasında eğitim-öğretimine başlayan fakültemizin 70. Yıldönümü için yaptığımız hazırlıklardan da kısaca bahsetmek istiyorum. Yaklaşık iki yıl önce Prof. Dr. Eyüp BAŞ hocamızın başkanlığını yürüttüğü fakültemiz öğretim elemanlarından oluşan tertip heyeti çeşitli komisyonlar altında çalışmalarına başladı. Yapılacak etkinlikler kapsamında fakültemizin tarihini en iyi şekilde yansıtacak kapsamlı bir prestij eserin hazırlanması, uluslararası bir sempozyumun organize edilmesi, bir Ankara İlahiyat belgeselinin çekilmesi, fakültenin kurumsal kimliğini belgeleyen bir serginin düzenlenmesi ve fakülte arşivinin dijital ortama aktarıldıktan sonra uygun bir mekana taşınması hususları ayrı ayrı çalışıldı. Allah’a hamdolsun hepsi planlandığı gibi yürütüldü. Hocalarımızın katkısıyla kapsamlı bir kurum tarihi hazırlandı. TRT tarafından belgesel çekimi yapıldı. Yarın ve öbür gün sempozyumun icrası, sergi ve yeni arşivimizin açılmasıyla etkinliğimiz tamamlanmış olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

70.yıl etkinlikleri açılışımızı teşrif edip bizi onurlandırdığınız için öncelikle zâtı âlînize şükranlarımızı arz ediyoruz. Böyle güzel ve anlamlı bir mekanı açılışımıza tahsis eden fakültemiz mezunu, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Doç. Dr. Hasan DOĞAN Beyefendiye ve Cumhurbaşkanlığı Koruma Hizmetleri Genel Müdürü Ramazan BAL Beyefendiye teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ayrıca, her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz sayın Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İBİŞ’e, 70. Yıl etkinlikleri için yoğun mesâî sarf eden Tertip Heyeti Başkanı Prof. Dr. Eyüp BAŞ ve ekip üyelerine, uluslararası sempozyumu organize eden Doç. Dr. Eyüp ŞAHİN ve bilimsel katkı sağlayan hocalarımıza, yurtdışından gelen katılımcılara destek veren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’na, dijital arşivleme ve sergi konusundaki yardımları için Devlet Arşivleri Başkanlığına, Türkiye Diyanet Vakfı Yönetimine, Kurum Tarihi ve Sempozyum Kitabının basım giderlerini üstlenen Başkent Doğalgaz Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet TORUN Beyefendi’ye, fakültemiz mezunlarından işadamı İrfan YURTEN Beyefendiye, Ankara İlahiyat Vakfı yönetimine, belgesel filmin hazırlanmasındaki destekleri için fakültemiz mezunlarından Dr. Mehmet ÇAKIRTAŞ ve TRT İç Yapımlar Daire Başkanı Engin BAYTAŞ beyefendilere, arşivimizin dijital ortama aktarılmasındaki katkıları için mezunlarımızdan Muhittin DARICI ve Selami KURT Beylere, yeni arşiv biriminin tefrişatına katkıları için Veli AKTEPE beyefendiye ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Özellikle, 70. Yıl açılışımıza bizzat katılarak, mazeretleri dolayısıyla katılamayıp dualarıyla bizleri yalnız bırakmayan emektar hocalarımıza, değerli öğretim üyelerimize, sevgili öğrencilerimize ve saygı değer konuklarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Son olarak, rahmet-i Rahman’a kavuşan hocalarımız ve fakülte mensuplarımızla aziz vatanımız için canlarını feda eden kahraman şehitlerimize Cenabı Hak’dan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyor, ülkemizin bütün kurumlarıyla beraber nice 70 yıllara birlik ve kardeşlik, huzur ve güven içerisinde ulaşmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederek saygılarımızı sunuyoruz.

Prof. Dr. İsmail Hakkı Ünal

Ankara Üni. İlahiyat Fak. Dekanı