Tunuslu Gazeteci Muhammed El-Âdil Fakültemizde Konferans Verdi

Arapça Hazırlık Sınıfı Koordinatörlüğünce organize edilen konferansta, Türk-Arap Araştırma ve Strateji Enstitüsü (TASEN) Başkanı Dr. Muhammed Al-Adil, “Bir Arap Gazeteci Gözüyle Türkiye” başlıklı bir konuşma yaptı. Yunus Emre salonunda düzenlenen konferansta el-Adil, hazırlık sınıfı öğrencilerine Arapça öğrenim motivasyonlarını artıracak çeşitli tavsiyelerde bulundu. Oldukça sıcak ve anlaşılır bir dil kullanan el-Adil öğrencilerle birebir diyaloğa girerek, onlara çeşitli Arapça sorular yöneltti. Özellikle ilahiyat öğrencilerine büyük sorumluluklar düştüğünün altını çizen el-Adil, Türkiye’nin her alanda uzman açığının bulunduğuna dikkat çekerek, öğrencilerin sadece Arapça ve İngilizce değil, daha fazla yabancı dil öğrenmeleri gerektiğini vurguladı.
Türk-Arap ilişkilerinin tarihine değinen Tunuslu gazeteci konuşmasını şöyle sürdürdü: “Son dönemde gerçekten bir Osmanlı rüzgârı var. Hem Türkiye’de hem Arap dünyasında, İslam dünyasında. Özelikle Afrika Dünyası’nda. Önce ben Tunuslu olduğum için Tunus’tan başlamak istiyorum. Osmanlı bir kültürdür, bir medeniyettir. Irk değildir sadece Türklere mahsus değildir. Bu ortak bir mirastır. Ben de bir Osmanlı vatandaşı olarak iftihar ediyorum. Bunu söylemek bir söz değil, bunu tarih anlatıyor. Bunu nasıl tarih anlatıyor? Tunuslu olarak; sizin için Osmanlı Devleti 1920’lerde bitti. Bizim için Tunuslular olarak Osmanlı Devleti o tarihte bitmedi. Bunu çok iyi bilmenizi istiyorum. Osmanlı devleti biz Tunus Vilayeti olarak 19 Mart 1956 tarihinde bitti. Lütfen unutmayın bu tarihi. 19 Mart 1956’ya kadar sembolik olarak başkentimiz İstanbul ve bayrağımız Osmanlı bayrağı idi. O dönemde İstanbul’un Türkiye’nin halini bizden daha iyi bilirsiniz. Bu nedenle diyorum Osmanlı bir medeniyettir, Osmanlı ırk değildir Osmanlı Türklere mahsus bir şey değildir. Bunu iyi anlamamız gerekiyor. Bunu iyi anlamamız, kendimizi ikna etmemiz gerekiyor. 19 Mart 1956’ya kadar beyliğimiz de, beylik sistemi de devam ediyor. Milli Mücadeleyi destekliyor ve 20 Mart 1956’da cumhuriyet dönemi başlıyor. Yine de Türkiye’ye, Osmanlı’ya hayranlık devam ediyor ve o nedenle ikinci laik cumhuriyeti kuranlar yine Tunuslular. Bu tesadüf değil aslında. O nedenle bayrağımız, Türkiye ile Tunus bayrağını yan yana koyun hiçbir fark göremeyeceksiniz. Çünkü 1956’ya kadar da onu kullanıyoruz. Bırakmak istemiyoruz. O zaman sadece az biraz beyaz koyduk o yolda devam ettik. Çünkü maalesef Türk Arap ilişkileri konusunda hep ön planda menfi konular geliyor. Güzel örnekleri anlatmıyoruz. Bu güzel örnekleri aslında nesillerimize, dostlarımıza, kardeşlerimize iyi anlatmamız gerekiyor. Öyle düşünüyorum. Aynı zamanda komşumuz Cezayir’de beylik sistemi son ana kadar devam etti. En önemli Osmanlı kültürü Osmanlı medeniyeti, siyaseti bir kenara bırakalım, Afrika’da, Kuzey Afrika’da halen yerleşik, izlerini görebiliriz. Bu izleri sadece camilerde, hamamlarda veya eserlerde değil kültürde görebilirsiniz. Şu anda Tunus’ta eğitim müfredatımız halen bugün Osmanlı tarihi, Osmanlı Medeniyeti, inanın Türkiye’den daha fazla detaylı okutuyoruz. Bu bir gerçektir. Ben lisedeyken Osmanlı tarihini okuyordum, liseden sonra fark ettim bu paşalar Türk’tür. Bunları bir Tunuslu olarak okuyorum. Bir milli kahraman olarak okuyorum. O nedenle bu sevgi hazinesi ne kadar önemli, nasıl iyi istifade etmemiz gerekiyor. Bu çok önemli bir yatırım. Gelecek kardeşliğimiz için. Bunları Tunus için örnek veriyorum ama aslında Cezayir farklı değil, Libya farklı değil, hatta Çad, Mali o taraflarda da aslında paşalar göndermedi ama medeniyetini gönderdi, kültürünü gönderdi. O nedenle bu sevgi bağları halen devam ediyor. Şimdi bu birinci nokta, ikinci nokta ise Osmanlı medeniyetinden bahsederken ortak bir kültür, özellikle son önemli savaşlar, Kırım Savaşı, Çanakkale Savaşı görüyorum. Orada Tunuslu şehitlerimiz, Afrikalı şehitlerimiz, Hintli şehitlerimiz var. Bunlarda Osmanlı ordusu olarak gitti oraya savaştı. Osmanlı bir medeniyettir. Birkaç örnek de verebilirim. Kastamonu’da Tunuslular köyü var. Bu Tunuslu köyü nereden geldi? Bunlar Kırım’a giden mücahitler, savaştan sonra dönenler oraya yerleşti. Halen Tunuslular köyü mevcuttur. Adana’da Moritanyalılar köyü de var. Ona benzer çok örnek var. Diyorum ki bu güzel örnekleri özellikle tarihçi kardeşlerimiz yeniden iyi okumamız gerekiyor. Yeniden bunları ön plana çıkarmamız gerekiyor. Hep arkadan vurdular, deniliyor. Bunu da temizlememiz gerekiyor. Eğer yeni Osmanlı olmak istiyorsak bence eğitimden başlamamız gerekiyor. Eğitim müfredatlarını da temizleme operasyonu yapmamız gerekiyor. Ben öyle düşünüyorum. İki taraflı da olması gerekiyor. Araplara veya Afrikalılara veya Hintlilere veya farklı milletlere anlatmamız gerekiyor. Bu kötü sözleri siyasetçiler mi silecek? Hayır, biz, siz, sizinle, hocalarımızla yapmamız gerekiyor. Bu konuyla bağlantılı özellikle hocalara söylüyorum. Lütfen Arap üniversitelerini ziyaret edin. Osmanlı ve Türkiye tarihi ile ilgili mevcut kitaplara bir bakın. Zaten çok fazla değil. Mevcut çoğunluk tercüme, Fransızcadan, İngilizceden, Türkçeden bir tercüme kitap belki bir iki ve son iki üç yıl, demek sizin tarihinizi anlatmak için o görevi Fransızlara, İngilizlere Amerikanlara, farklı milletlere bu görevi verdiniz. Bir Fransız bana Osmanlı tarihini, Türkiye tarihini nasıl anlatacak? Bu bir gerçektir. Bu kitapları biz okuyoruz. Ben diyorum ki sizinle, hocalarımızla ortak bir çalışalım. O konuyla ilgili artık daha fazla tercüme yapalım. Türkiye’nin edebiyatını, tarihini, sanatını, önemli şahsiyetlerini, yeni tarih eski tarih hepsini bir anlatalım. Tercüme de yapalım Türkçeden Arapçaya, Arapçadan Türkçeye… Artık aramızda başka diller olmasın.”